27 Mayıs 2012 Pazar

DÜZYAZI ŞİİR


SEYRELEN SİYAHLIK VE KURULAMAYAN DÜNYA…

Yaşama doğru seyrelen bir siyahlık…
minicik ve çevik…dünyayı kuruyordu…
pati pati adımlarıyla bir sabah ve bir akşam…
kısacık yaşamında açlık ve susuzluk sarmış her yanını…
dayanamadı…belki bir sabah…belki bir akşam…
bir daha hiç görmedim…
içime doğru seyreliyor bir siyahlık…
kuruluşu yarım kaldı dünyanın…
Ah ölüm… Kimi zaman daha  acımasızsın…

26 Ocak 2012 Perşembe

DÜZYAZI ŞİİR


BEKLENEN KORKU YASASI

Korkunun yasası….Silinmez ipuçlarının gösterdiği…Yok olacak olan yok olacak…Var olacak olansa var olmayacak artık…Yasanın özeti…Zaman aşımına uğramış çığlıklar….Mühürleri eksik bırakılmış yazışmalar…

Yasak da yok olacak…Çünkü insansız düşleniyor yasa…

Bir gün birisi olmasın savunan…Korkuyla başladı ilk sancısı insanın…ve ilk yenilgisi…Taçlandırılmış onaylanış… ya da ebedi geri çekiliş…Bize kim olduğumuzu söyleyen…Korku…

Kuşakların terk edilişi…İçsel çürümüşlük…Yasanın öngörüsü…

Mabetler yıkıldı bir sabah…Sözün sığınağı kalmadı…Yasa sözsüz hazırlanacak…Herkes bilecek ama kimse dillendiremeyecek…Korku yalnızca gerçek…Çırılçıplak ve acımasız…

Bekleniyordu yasa…Karşı çıkılmayacak…Ama alkışlanmayacak da… 

6 Aralık 2011 Salı

DÜZYAZI ŞİİR


FUNDALIKTA KİPKİRLİ AY

Ceylan sürüsü sekiyor fundalıkta…Ey ölüm…Uzaktan izlediğin yalnız onlar değil…Kipkirli ay üzerimizde…Çökmüş bir adam düşünüyor. …Ağzındaki tütünü çiğniyor…Bense alıştım çoktan bir şeylerin bitmesine…Ama göğsüm davudi bir ses çıkarıyor…Ona alışamadım…

Bir kopyası isteniyor yaşamın…Her kent bir başkasına özeniyor…Herkes bir başkasına…Bu eksiklik nedir, doğuştan sunulan…Ay kirli bile görünmüyor şimdi…Çökmüş adam kalkıyor yerinden…tütününü puskuruyor yere…Kaskatı kesiliyor…Ceylan sürüsü kalanlarıyla göçüyor…Ben anlatıyı yineliyorum…


19 Eylül 2011 Pazartesi

DÜZYAZI ŞİİR


HARABELER, BİR AD DAHA VE SUSKUNLUK

Harabelerle anlaşma yaptım, ilk ben unutmayacağım şafağı…Boğazımda birikiyor düğümler, bir sunağa yatırılmış bedenim, celladımı bekliyor…
Yüreksiz savaşçıyım ben…Kıpkızıl akıyor dilim, sokağa…Eski yazıtlardan çıktım, geldim…Bitkinim…
Amanos Dağları’nda kurdum çadırımı…Yedi mevsim gözledim  güzü…Saka kuşlarının yolcuğunu izledim…ve şaşkın yol alışımı…Yenildim buluncuma…Bir ad daha ekledim kendime…Bumin dedim…
Ey, yanılmışlığın tarihi! Bir an çeksen, üzerimden gölgeni…Nasıl dirileceğim… Bilsen…Ama acımasızlık sende gelenek…Bana üç kuşakça aktarılan…
Susuyorum…Harabeler  gibi suskunum artık…Ellerimden başladı…Yüreğime dek susuyorum…

17 Eylül 2011 Cumartesi

DÜZYAZI ŞİİR

HÜCREM VE İBLİS KAHKAKASI
 
Hücremi  aradılar...dün gece yarısı…Üç kişiydiler...Üçü de birbirinden ketum…Her şeyim  oradaydı…Buldular…Acımasız bakışlarla taradılar beni ve her şeyimi…Dilimi kelepçelediler...çekip gittiler…

Ah, yüreğim kelepçelenseydi! Ben, dilsiz ne yaparım? Nasıl söylerim, içimin ezgisini? Bana kalan, mırıldanışlar şimdi...Kesik kesik…Yersiz…

Ellerimle bir dünya çiziyorum şimdi…açlığı…barbarlığı...katliamı siliyorum…Ezgileri var bu dünyanın…Bir çocuğun mutluluğunu andıran…varlığı…umudu…coşkusu var…Geçiyorum karşısına  izliyorum...dünyamı…bal gözlüm…kedim…gençliğim…hücreme geliyor...Doğuyorum...

Hücremi arıyorlar…Sayıldıkça çoğalıyorlar…Biri ustura çıkartıyor cebinden...Yüzümü çekiyorum…İblis kahkası atıyor…Dünyamı kazıyor…Yüreğimi kelepçeliyor…Hiçbiri hücremden ayrılmıyor…

14 Eylül 2011 Çarşamba

DÜZYAZI ŞİİR


ESİN PERİSİNE YAKARIŞ

Esin perisine sesleniş: Kanatlarının altında, bir yaşam sürmeme izin ver. Sahrada yıkanan bir bedeviyim.…Kuşakların vaadi üzerimde…Ben bu yükü nasıl taşıyayım? İçine çekiliyorum kumun. Çek ve çıkar beni, batışımdan.

İlk yakarış, kutsaldır. Alışmayan kıl beni. Bir kez sesimi duy. Ve görün. Sonsuza dek. Sınırsız gölgende dinleneyim.

Düşümde var olan sensin. Sensin, tüm dizelerimi esinleyen. Benden, tılsımlı dokunuşunu esirgeme. Bitmeli, kesintisiz girişim çevriye. 

13 Eylül 2011 Salı

DÜZYAZI ŞİİR

KENT VE SESİNİ ARAYAN GEZGİN

Bir kedi yalnızlığı, uzayan sokaklarda. Ne yöne baksam, dünya eziliyor…

Sesini arayan bir gezgin, bu saatlerde. Öyle bir şaşırıyor. ”Karıştırdım yolumu galiba! Her şey dümdüz burada…Oysa, haritaya göre, yapılar olmalıydı” diyor. Nereden bilsin, insanı? Nasıl düşünsün, topraktan yapılan her şeyin yine toprağa dönüştüğünü?

Bir, saat kulesi ayakta kalan. Çünkü, kent zamana bağımlıdır…

Sokaklarda ayak izleri silinmiş, molozlardan ve hurdalardan…Üzerlerine basa basa, seke seke geçiyor gezgin. Soluklar ve dumanlar arasında, yüzünü yitiriyor. Yanlış bir haritada, yanlış bir kenti öğrenmiş…Sesini bulamıyor…

Hayır, bana sormasın, sesini, yüzünü, unuttuğu hiçbir şeyi. Ben, yazıcıyım yalnızca. Kenti ve sokakları yazan. Ara sırada da bir kedi yalnızlığını.